
ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Bakan, değerli bürokratlar, değerli milletvekili arkadaşlarım; umut ediyorum ki 2024’e kadar planlananları hep birlikte hayata geçiririz çünkü başka bir Marmara Denizi yok. Marmara Denizi’ni hep birlikte kirletiyoruz ama kirletilmesini önlemek hepimizin sorumluluğu.
Özellikle bu arıtma tesisleriyle ilgili, ön arıtmayla verilenleri arıtma olarak saymadığımızda, bunları tamamen devreden çıkartmak gerekecek artık önümüzdeki süreçte. Bazı arıtma tesislerinin ileri biyolojik arıtmayla ilgili arazi sorunları var, finansman sorunları var. Bizim en büyük sorunumuz zaman sorunu yani bizim ne arazi sorunuyla ne finansman sorunuyla daha da bekleyecek bir zamanımız yok aslında. Önümüzdeki baharda yine bir sıcaklık artışı, yine bir müsilaj olası beklentimiz yani eğer kirletmeye devam edersek, küresel ısınma da düşmeyeceğine göre, durağanlıkla ilgili durum da zaten ortadayken, önümüzdeki süreçte bunu yaşamamız çok muhtemel.
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANI MURAT KURUM – İstanbul için görüşmeyi de yapacaklar. Biz talepleri aldık, inceliyoruz. Yer tahsisi noktasında İstanbul’un…
ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yani bunları hızla yapmak gerekiyor çünkü o gerekçeyle yapamadıklarını ifade ettiler, biz bütün belediyelerin görüşlerini aldık. İşte, Tekirdağ’da da benzer…
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANI MURAT KURUM – Ya, işte ona müsaade etmeyeceğiz Sayın Vekilim, yapılması gerekiyorsa destek olacağız.
ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bir an önce, hızla devreye girmesi önemli çünkü bekledikçe olay daha da vahim bir duruma kavuşuyor.
Bu arıtılan atıkların yüzde 89,5’i belediyenin kapsamında; yüzde 5,5’i sanayi ve diğer tesislerle birlikte, dağınık tesislerle birlikte yani yaklaşık yüzde 10’u sanayiden gelen -organize sanayi ve diğer sanayiden gelen- kirlilik… Sanayiden gelen bu kirliliğin şöyle bir özelliği var: Her ne kadar yüzde 10 civarında olsa da ağır metal içermesi, kimyasal toksik maddeler içermesi ve doğal yaşamı tehdit etmesi açısından bunların önce evsel atık vasfına çevrilmesi gerekiyor yani kimyasal arıtmadan geçirildikten sonra bu tesislere gönderilmesi gerekiyor. Bunu yapmadıklarında o biyolojik arıtma ünitelerindeki sistemi de felç ediyorlar yani orada bakteri yaşayamıyor, dolayısıyla, biyolojik arıtmalar da felce uğruyor.
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANI MURAT KURUM – O da var ama, o da planda var.
ALİ ŞEKER (İstanbul) – Onun yapılması gerekiyor acilen.
Sanayi tesisleri yükü kamuya bırakmamalı yani kârını kendisi yapacak, bütün yükü kamuya bırakacak “Al, sen bunu temizle.” diyecek; bu doğru bir şey değil. Mutlaka tesisten çıkarken o suyu belli bir evsafta arıtma tesisine göndermesi gerekiyor.
Kocaeli’ndeki durağanlık malumunuz… Kanal İstanbul’la ilgili birçok bilim adamı “Organik yükün daha fazla miktarda gireceğini ve çürümenin daha da artacağını” ifade ediyor. Sayın Komisyon Başkanımızın ifade ettiği bir şey var; eskisi kadar Tuna’da kirlilik yok çünkü onlar sanayi tesislerinin bir kısmını üçüncü dünya ülkelerine gönderdiler, arıtma yaptılar ama Dinyeper ve Dinyester’den hâlâ geliyor. Şu anki mevcut durumda, Karadeniz suyunda azot ve fosfor yükü Marmara’dan fazla yani hâlihazırda bilim adamları da bunu daha önce bize gösterdi zaten, başka açık kaynaklarda da var. Karadeniz’den gelen su, daha fazla besin yükü olduğunda, besin yükü tüketilmediğinde ya da fazla tüketildiğinde müsilaj gibi bu tür sorunlara da yol açıyor. Bir süre sonra öyle bir noktaya gelecek ki oksijen ihtiyacı karşılanamadığı için çürümeye, hidrojen sülfür oluşumuna yol açacak ki Çınarcık Çukurunda oksijenin tükendiği ve hidrojen sülfürün görülmeye başlandığıyla ilgili çalışmalar var. Sonuçta, eğer böyle hoyratça, açık foseptik gibi kullanmaya devam edersek Marmara’nın geleceği çok parlak değil; bunu hızla çözmemiz gerekiyor.
Taş ocaklarıyla ilgili, mermer ocaklarıyla ilgili özellikle Marmara Adası’nda yapılan faaliyetler var, bunların da denize olumsuz etkileri var. Yok etmemek gerekiyoor yani ada neredeyse yok oluyor; bu konuda da bir önlem alınması gerekiyor. Özel çevre koruma bölgesi ilan edilmesiyle ilgili yani “Marmara’yı nasıl koruyabiliriz?” şeklinde Komisyonumuzda da genel bir mutabakat var.
Bu alıcı ortam olarak kullanılmasıyla ilgili, teknik standartları karşılayıp karşılamadığı konusunda Rıdvan Vekilimizin söylediği önemli. Biz istediğimiz hesaplara getirirsek o suyu niye boşu boşuna su fakiri bir yerde denize boşaltıyoruz? Ama biz oralarda da kalite konusunda problem yaşıyoruz. Ergene’de deşarj yapıldıktan sonra balıklar ölmeye başladı, demek ki yeteri kadar… İşte “Kanal patladı, karıştı.” falan dendi ama sonuçta orada istediğimiz şekilde arıtılmıyor. Bizzat Tekirdağ bölgesine gittik, Ergene kokuyor -siz de o taraflara gittiğinizde görmüşsünüzdür- çok kötü kokuyor, simsiyah akıyor. Sorarsanız, denetimler çok iyi, herkes arıtarak veriyor oraya suyunu hatta OSB’lerin ortak arıtma ünitelerine, atık su arıtma tesislerine geliyor yani bir şeyler doğru olmuyor ki hâlâ bu kadar kötü akıyor. Bu konuda onun sebebini ortaya koymak lazım, bu gerçeğe de gözümüzü kapatmamamız lazım çünkü oradan alınan numunelerin, bir bilim adamının aldığı numunelerin sonuçları bu -Rıdvan Bey’in okuduğu sonuçlar- yine ODTÜ’den bazı bilim adamları farklı sonuçlar olduğunu iddia ediyorlar. Bunların yok sayılması değil de görülmemesi çok daha ciddi sonuçlara yol açar yani böyle bir şey varsa bu gerçekliğin erkenden farkına varıp “Nerede hata yapıyoruz, nerede karışım oluyor, tesisler mi düzgün çalışmıyor?” diye bunların mutlaka kontrolden geçirilmesi gerekiyor. Bu, Marmara Denizi’nde biyoçeşitliliğe gittikçe zarar veriyor.
Bizim çocukluğumuzda -ki ben 53 yaşındayım- Marmara Denizi’ndeki çeşitlilik ile şu anki çeşitlilik çok ciddi manada geriledi ve daha da fazla geriletmemek bizim hepimizin sorumluluğu.
Kıyı dolgu meseleleri var yani Şehircilik Bakanlığı olarak bu kıyı dolgularının… Kıyıların arsa gibi görülmesi “Denizlerin sahibi yok, çevrenin sahibi yok, biz istediğimizi oraya yapabiliriz.” yaklaşımı balıkların yuvalarını, dalyanları ortadan kaldırdı. Oralar sıvı olduğu için “Çok kolay dolgu yaparız.” gözüyle bakıldı. Yine, kıyı dolgularıyla o kumsallar yok edildi. Bu kumsallar filtrasyon ortamları aslında, denizin bir yerde kıyıya atıp filtre ettiği, suyun filtrasyon ortamı. Biz bunları da kaybettikçe maalesef daha da hızlanıyor bu olumsuz gelişmeler. Onun için, bunun bilincinde ve sorumluluğunda, zaman mefhumunun en önemli mefhum olduğunun farkına varıp bu planların hızla hayata geçirilmesi gerekiyor.
Teşekkür ediyorum.